Boho tüm çeşitlemeleriyle kendini sürekli baştan yaratan ölümsüz bir stil oldu. Eskiden zengin ve seçkin kitleyle özdeşleşen tarz şimdi yaz ruhunun özü haline geldi. Peki neden? Öğrenmek için köklerine uzanıyoruz.
İ/Y 2012 koleksiyonlarına baktığınızda déjà vu yaşarsanız endişelenmeyin. Bohem tarz geri geldi. Jonathan Saunders, Stella McCartney ve Clements Ribeiro’nun pijama stili kesimlerinde, Valentino ve Rodarte’nin koleksiyonlarında masalsı bir ilhamla zarif romantik elbiselere dönüşen doku, süsleme ve desenlerde hissedildi. Küresel bir çıfıt çarşısını andıran bu giyim tarzı Haider Ackermann’ın modellerinde kat kat giysiler, Jil Sander ve Pucci’de şal deseni ve Peter Pilotto’nun Endonezya tatilinden esinlendiği koleksiyonundaki gibi canlı desenler şeklinde görüldü. Hatta Christopher Bailey’nin kabile desenleri, hasır ve bağlamalı kesimler kullandığı Burberry Prorsum’da bile kendini gösterdi. Peki, bütün bu temaları birleştirirsek ortaya ne çıkıyor? Yeni bir bohem tarz kapımızı çalıyor.
Öyle ya da böyle hepsini daha önce görmüş olduğumuz için bu daha çok eski ve sevdiğimiz bir dostumuzun geri dönüşü gibi. Bohem, ya da kısaca boho tarzı her sıcak mevsimle birlikte bir kez daha geri gelen ölümsüz bir stil haline geldi. Yaz mevsimini bu kadar iyi ifade eden bir tarz daha yoktur herhalde.
Ama bir klasiğin geçerliliğini koruması için kendini baştan yaratması gerekiyor. Şimdi bohem tarz en iyi sonucu kontrastlarla bir arada veriyor. Moda habercisi Lucie Greene “Kabile desenli bir elbiseyi sade beyaz tişört gibi ultra modern bir parçayla giymek çok eğlenceli” diyor. Stilist Sara Hassan da “Çağdaş bohem daha yetişkin ve sade bir silüete sahip” diye ekliyor. “Bırakın sade kalsın, çakışan desenleri de zarifçe kullanın.”
Yeni bohem tarz herkese uygun bir karışım yaratmak üzere, dünya gezgininden vintage şıklığına farklı etkileri bir araya getiriyor. Bir zamanlar jet sosyetenin lüks trendi sayılan boho artık erişilebilir hale geldi. İhtiyacınız olan tek şey biraz hayal gücü. “İbiza esintili boho tarzını artık geride bıraktık” diyor Greene. “Yazın boho tarzı çok daha kentli ve taptaze. Tropik desenler, kabile motifleri ve gösterişli akışkan kesimler de işin içine giriyor ama kostüm gibi de durmuyor.”
Gerçekten de öyle – kanıt arıyorsanız şimdiden giyen kızlara ve birbirinden farklı yaklaşımlarına bakın. Tasarımcı Charles Anastase’ın kalıplara sığmayı reddeden ilham perisi, model ve stilist Valentine Fillol-Cordier uzun katlar ve eskiden kalma kösele ayakkabılar giyiyor. Josephine de la Baume vahşi kızıl yelesi ve klasik tarzıyla bohemliğe romantik bir dokunuş katıyor. Lou Doillon ise erkeksi kesimleri seksi modellerle birleştiriyor.
Bugün stil düşlerimizin ilham panolarını süsleyen bu kadınlar elbette geçmişe gönderme yapıyorlar. Bohem ikonlar yüzyılı aşkın bir süredir kalıpların biraz olsun dışında tarzlarıyla bizleri büyülüyor. Vanessa Bell’in el işi esintili Bloomsbury tarzından Zelda Fitzgerald’ın boncuklu parti elbiselerine, Granny Takes A Trip’ten giyinen Londralı kızlardan psikedelik 60’lara, Stevie Nicks ve Kate Bush’un flu görünümlü 70’ler romantizminden yakın geçmişte Miller’ın boho tarzına, hayal gücünü ateşleyecek sayısız kaynak var.
Göz atılması gereken bir başka isim de Loulou de la Falaise. 60’lardan itibaren Yves Saint Laurent’in ilham perisi olan Loulou geçen yıl hayatını kaybettiğinde New Yorker onu “Rive Gauche modasının tartışılmaz lüks bohemi” diye andı.
Kalıplaşmış kurallardan çok kişiliğe dayandığı düşünülürse bohemliği sınırsız farklı şekillerde yorumlamak mümkün. Anlayacağınız bohem tarzda doğru ya da yanlış yok, sadece sizin tercihleriniz var… Harika olan da bu zaten.
Rahat ve şen şakrak bir tarz hepimizin benimseyebileceği bir yaklaşım – özellikle de yaz aylarında. Gördüğünüz gibi bohem tarz klişelerden ibaret değil, bunu çoktan aştı ve tekrar köklerine döndü. İşin sırrı benzersiz olmak; yani birebir kopyalamaktan kaçınmak şart. Sonuçta boho ruhu, hakiki ve özgün olmak, yalnızca kendi stil içgüdülerinizle kendi yolunuzu çizmek demek. Saint Laurent, de la Falaise ile ilk tanıştığında onun restoran peçeteliğini bilezik olarak kullandığını görünce kendinden geçmişti. Bundan böyle giyinirken bunu hatırlayın ve kıyafetlerinizle eğlenmeye bakın. Hassan, de la Falaise için “istese karanlıkta bile giyinebilirdi” diyor. Onun sezgileri böylesine cesur ve korkusuzdu işte. Siz de bu trendle kendinize bir şans verin, belki bu yaz siz de bu klasik bohem tarzın kendinize özgü bir versiyonunu yaratabilirsiniz.